Üç gün boyunca dünyanın dört bir yanından misafirimiz var..

Üç gün boyunca dünyanın dört bir yanından misafirimiz var..
  • 22.03.2017

22 Mart Dünya Su Günü’nde start alan Su Sempozyumu tüm dünyadan yaklaşık 250 bilim insanının katılımıyla Çeşme Ilıca Otel’de başladı..

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) ev sahipliğinde, Uluslararası Su Birliği’nin (IWA) desteklediği, “Suyun Dünü Bugünü Yarını” konulu sempozyum, 22 Mart Dünya Su Günü’nde Çeşme’de başladı. Düzenleme Komitesi adına Oturum Başkanlığı’nı İYTE İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alper Baba’nın yaptığı sempozyum, Albedo Tourism/Demet Üzenay organizasyonuyla  Çeşme Ilıca Otel’de üç gün sürecek.

AMAÇ SUYUN PROBLEMSİZ ORTAK KULLANIMI

Açılış konuşmalarının ardından AA muhabirine özel demeç veren Oturum Başkanı Alper Baba, şu anda dünya üzerinde 2,5 milyar üzerinde insanın hem yeterince su alamadığını, hem ciddi anlamda sağlıklı su içemediğini ve bu durumun gittikçe daha büyük problem olmaya başladığını söyledi. Prof. Baba, “Dolayısıyla gelecek nesillerin daha kaliteli, daha güvenli su alabilmelerini sağlamak amacıyla Çeşme’de toplandık. Aramızda Japonya, Çin, Endonezya, Avrupa, Afrika ve Ortadoğu ve çok farklı ülke ve kıtalardan bilim insanları var. Amaç suyun problemsiz ortak kullanımı. Şu anda dünyada 148 tane ülkenin ortak nehirleri var ve bunların sularını paylaşıyorlar. Bu nehirlerin ileride savaş nedeni değil, barış çizgisinde olmasına yönelik araştırmalar yapıyoruz, buna yoğunlaşıyoruz” diye konuştu.

YAKLAŞIK 210 BİLDİRİ SUNULACAK

Sempozyumun en önemli gündem maddelerinden bir tanesinin de, iklim değişiklikleriyle birlikte gittikçe azalan ve risk oluşturan su kaynakları olduğunu vurgulayan Oturum Başkanı Alper Baba konuyla ilgili olarak şöyle konuştu:

“Bu sorun dünyanın her yerinde olduğu gibi, bizde de ciddi bir risk. Yeni su kaynaklarımızı nasıl geliştirebiliriz, yeraltı su kaynaklarımızı nasıl koruyabiliriz, bu kaynaklarımızı geleceğe nasıl taşıyabiliriz, bunun için yeni teknolojilerle neler yapabiliriz gibi konular ana gündem maddemiz. Çünkü yerüstü kaynaklar kirleniyor, insan sağlığı etkileniyor. Biz bunları acaba yeraltında depolayabilir miyiz, nasıl depolamalıyız, hidrolojik sistemler nasıl olmalı, bunu nasıl jeopolitik sistemlerle destekleyebilirizin araştırmaları yapılıyor. Tüm bu araştırmalar ile ekonomik su sıkıntısı çeken veya suyu problemli, kirlenmiş olan gelişmemiş kırsal bölgelerde su arıtmayla ilgili çalışmalar, üç gün boyunca masaya yatırılacak, yaklaşık 210 bildiri sunulacak.”

KENTLERİMİZ YERALTI SU KAYNAKLARI, ANA SU SİSTEMLERİ ÜZERİNE KURULU

Türkiye’nin geçmişte su kaynakları bakımından çok zengin bir ülke olmasına rağmen son dönemlerde bu durumun değiştiğine ve ciddi anlamda su sıkıntısı çeken bölgelerimiz bulunduğunu işaret eden Prof. Dr. Baba, “Bu iklim değişikliği ile birlikte su kaynaklarımıza yönelik ciddi riskler yaşıyoruz. Türkiye’de ne yazık ki yeraltı sularının önemi çok iyi bilinmiyor. Ne kadar yeraltı suyumuz var? Ne kadarını kullanıyoruz, geleceğe ne kadarını taşıyabiliriz? Tarım, ekonomi, kültür yani her şey yeraltı suları ile ilişkili. Türkiye’de kentlerin, kırsal kesimin yüzde 95’i tamamen yeraltı sularına bağlı. Biz kentlerimizi nedense yeraltı sularının üzerine, ana su sistemlerinin üzerine kurduk. Büyük kentlerin bile yüzde 60’a yakını yeraltı sularına bağımlı. Tarım sektörünün yüzde 70’i, sanayi sektörünün yüzde 90’nı ciddi anlamda yeraltı sularına bağlı. Hal böyleyken kaynaklarımızı çok iyi tanımıyoruz. Yeraltı sularını bilemezseniz, geleceğe yönelik iyi kontrol edemezseniz. Biz burada bu farkındalığı oluşturmak istiyoruz” dedi.

BUHARLAŞMADAN AZ ETKİLENMESİ İÇİN SULARIMIZI YERALTINDA DEPOLAMALIYIZ

Türkiye’nin yenilebilir enerjide de gelişmek istediğini, bu kapsamda bazı yerlerde barajlar yapıldığını, bu barajların bazen enerji sektöründe, bazen sulama amaçlı, bazen de taşkınları önlemek amacıyla kullandığımıza dikkat çeken Prof. Baba sözlerini şöyle sündürdü:

“Yapılan barajların belli bir kapasiteleri var ve yetersiz kalıyor. Mecburen yeraltı sularına yöneliyoruz. Örneğin İzmir kentinin içme suyunun yüzde 69-70’i tamamen yeraltı suyu ile ilişkili. Çeşme Yarımadası’nda ise bu oran daha yüksek. Örneğin bugün Çeşme’de yaşadığımız gibi. Çeşme’de nüfus kışın 40 bin iken yazın bir milyon olabiliyor. Dolayısıyla ciddi anlamda su ihtiyacı oluyor. Baraj da var ama yetmediği için yeraltı sularına yöneliyoruz. Türkiye’de genelinde yanlış kullanım da çok. Üstelik ne kadar suyumuz olduğunu bilmiyoruz. Deniz kenarlarında su çekimleri başladı, tatil yörelerinde deniz suyunu arıtma girişimi başladı. Çünkü yerüstü sularımız kirlenmeye başladı. Jeolojik kökenli problemler de var. Su açısından Gediz havzası çok önemli. Burada 18 bin kilometrekarelik bir alanda Türkiye nüfusunun yaklaşık 1.1’i kısmı yaşıyor. Bazı yerlerde sularda toksik elementler var. Bunlara yönelik çalışmaların yapılması gerekiyor. Küçük Menderes havzası ise tarım ve hayvancılık sektörü ağırlıklı. Orada da belli stratejilerle sektörel irdelemeler yapmak gerekiyor. Çünkü beslenme yüzyılın sorunu. Türkiye yapılan iklim projeksiyonlarına göre 2030 -2050’lilerde ciddi şekilde su seviyelerinin düşeceği, kuraklığın olabileceği öngörülüyor. Gerçekten de yeraltı sularının seviyelerine baktığımızda, yıllar bazında lineer olarak düştüğünü görüyoruz. Konuda çalışan hocalarımız var. Türkiye’deki su kaynaklarının doğru kullanımına yönelik ciddi stratejiler yapılması gerekiyor. Özellikle de yeraltı suları konusunda. Buharlaşmadan daha az etkilenmesi için sularımızı yeraltında nasıl depolayacağız? Buna yönelik stratejiler geliştirirsek bu ülkenin geleceğini, tarımını, kültürünü koruyabiliriz.”

ULUSLARARASI SU BİRLİĞİ İLE ORTAK ORGANİZASYON

Akademik ve sektörel bilim insanlarını tek bir çatı altında buluşturarak, bölgesel ve global su kaynaklarının daha iyi yönetilmesi, korunması ve değerlendirilmesi yönünde farkındalık oluşturmayı amaçlayan sempozyum, 80 ülkeden 10 bin üzerinde bilim insanının desteğiyle faaliyet sürdüren Uluslararası Su Birliği ile birlikte organize ediliyor. Sempozyumda ayrıca su kaynakları, iklim değişimi, suların hidrolojik ve hidrojeolojik özellikleri, yüzey-yeraltı suyu ilişkisi, geçmişte su kullanımı, tarihsel su yapıları, su kirliliği, su kaynaklarında kullanılan modeller, su kaynaklarının yönetimi ve sürdürülebilirliği, su politikaları, arıtma teknolojileri, arıtmada ileri teknolojiler, atık sular ve çevre konuları ele alınıyor. Sempozyumun bir başka özelliği de; konularında ileri düzeyde araştırma yapan tecrübeli bilim insanlarının, genç bilim insanlarına çalışmalarını aktarmasına ve araştırıcıların birbirlerine sözlü ve görsel sunumlar aracılığı ile bilgi aktarımında bulunabilmesine de olanak sağlayacak olması..

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Spam Yorum Koruması *